Enkazdan çıkan tehdit… Tarıma bir darbe de hafriyattan

Depremi etkileyen 11 vilayette devam eden enkaz kaldırma çalışmaları, besin güvenliği konusunu gündeme getirdi. Uzmanlar, hafriyatların ziraî üretim yapılan yerlere ya da yakınına bırakılmasının geri dönülmez problemlere neden olacağını ve tehlikenin yalnızca tarım alanlarıyla hudutlu kalmayarak; su kaynakları ve biyoçeşitlilik için de geçerli olacağını belirtti. Ziraî topraklar için önemli bir tehdit haline gelebilecek hafriyatın, muteber üretimden başlayarak, besin fiyatlarını, ihracatı ve işgücünü de olumsuz tarafta etkileyecek bir sorunlar zincirini başlatmasından endişe ediliyor.

Depremin etkilediği 11 il, Türkiye’nin bitkisel üretiminin yüzde 20’sini karşılıyor. Greenpeace’e göre ise yıkıntı atıklarının toplamı 100 milyon tona karşılık geliyor. Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, bazı enkazların dere yatağı ve tarım alanlarına dökülmesi yönündeki haberleri doğrulayarak, çok sayıda tarımsal ilaç bayisinin de yıkıldığını ve enkaz altındaki ilaçların şu haliyle zehire dönüşeceğini söyledi. Suiçmez, “Enkaz altındaki tarım ilaçları ayıklanmayıp, genel hafriyatla karıştırılırsa yağmur suyuyla buluştuğunda zehir haline dönüşür. Belirli yerlerde toplanıp farklı depolama çalışmaları yapılmazsa ciddi çevre sorunları görülebilir” değerlendirmesini yaptı.

“GIDA ENFLASYONU KÖRÜKLENECEK”

Şubat ayında Türkiye’nin tarım sektöründe ihracatı 2.5 milyar Dolar oldu. Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı Hüseyin Demirtaş da güvenilir gıdanın tehdit altında olduğunu belirterek, “Özellikle yaş sebze ve meyve fidanlarının dikiminde ilkbahar en verimli zamanlardır. Tarım ve hayvancılığın yeniden başlayabilmesi için acilen üretimin korunması ve canlandırılması gerekiyor. Bu durum sonuçta gıda enflasyonunu körükleyecek, ihracat etkilenecek” dedi.

Greenpeace Proje Geliştirme Sorumlusu Gözde Sevinç ise bölgeye ilişkin izlenimlerini şu sözlerle aktardı:

“Enkaz kaldırılırken yerinde ayrıştırmaya şahit olmadık. Sulama nadiren yapılıyor ama düzenli bir şekilde değil. Koçören, zeytinlik ve yerleşim yerlerine çok yakın. Altınözü’de vadi boyunca zeytinlikler var köy yollarında tilkiyle de karşılaştık. Biyoçeşitlilik ve yaban hayatiçin ciddi bir tehlike söz konusu. Önemli olan, yeni yıkımlara yol açmayacak şekilde tüm sürecin şeffaflıkla yürütülmesi. Enkaz kaldırma sürecinin toplumsal ve ekolojik bedeli çok yüksek olabilir.”

“BÖLGE İÇİN YIKIM ETKİSİ YARATABİLİR”

Karar vericilerle birlikte çalışma konusunda işbirliğine açık olduklarını kaydeden Baki Remzi Suiçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sulama dönemi başlayacak, kanallardaki hasarlar belli değil. Enkaz altında traktörler, makineler belli değil. Buraya tarımsal anlamda uzun vadeli, pozitif ayrımcılık yapılarak destek ve kredi verilmeli. Burada insanlar alandan çekilirse bir daha geri dönme şansları da olmaz. Tarımsal bir kalkınma planı oluştrulmalı. Yoksa bölgedeki bitkisel üretimlerde ve hayvancılıktaki kayıp Türkiye’nin geneli açısından ve bölge için de yıkım etkisi yaratabilir.”

Hüseyin Demirtaş, geçici Tarım işçileri sorununa da değinerek, “Bölgede insan kalmadı. Hasat yapacak çiftçi bulunamıyor. Yakın illerde bile kendi işine yetişemiyor çiftçiler, başka şehirlerden gitmesi de mümkün değil. Şu an narenciye hasatında işgücü sorunu yaşanıyor. Ürünler dalda çürüyor. Çürüyecek olan meyve için soğuk hava deposu lazım, toplanıp ihraç edilmesi lazım. Öyle bir sıkıntı da var. Bu durum bizi çok etkileyecek” dedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir